Dienstag, 7. Mai 2013


Alman gelininin hikayesi...

Bölüm 5:

O dönem birde benim iki tane siyam kedim vardı evde. 5 tanede yavru vermişti bize Asya'm. Yavruların 4 nü iyi bir yere vermiştim. Sadece Aragon adını verdiğim bir yavru kalmıştı. Ona da yer  arıyordum. Iki kişi istedi, baştan evet dedim ama sonra içime sinmediği için vaz geçtim. Veremedim o  kediyi.
Bir gün bir mail geldi. Birisi Aragon için yazmıştı. "eğer Aragon hala duruyorsa, ben ailemle gelip kediyi almak istiyorum. Tam aradığım gibi bir kedi". Mail bu kadarcıktı ama hislerim, Aragon için doğru ailenin onlar olduğunu söylüyordu. Ne zaman gelebileceklerini sordum. 400 km uzaklıktan geleceklerini yazmış ve ancak iki hafta sonra zamanlari oldugunu söylemişti. Birde maile, "aslında, bu kadar uzağa gitmek niyetim yoktu, kismet böyleymiş." yazmıştı. Gelmeden bir gün önce eşi bana telefon açtı ve bir buçuk saat kadın bana problemlerini anlattı... Aslında, beni sadece kedi için aramıştı.
Kediyi almak için gelecekleri tarih, bir Cuma gününe denk geliyordu. 

Uzak yoldan gelecekler diye poğaça, börek birşeyler hazırlamıştım. Yalnız olmayayım diye kız kardeşimde bendeydi.
Cuma saatine yakın zil çaldı. Kardeşim kapıyı açtı. Önce kadın ve çocuklar girdi içeriye. Sonra o... Allahım, nasıl bir andı o öyle. Anlatmak mümkün değil. Oydu karşımdaki. Peygamber efendimizin (s.a.v) bana yıllar önce rüyamda gösterdiği adam. Ve ben yine sanki 13 yıl önceye dönmüş, ve o unuttuğum rüyayı yaşıyordum. Zaman durmuş, mekan kavramını yitirmişti. Ama olamazdı. Kendimi toparlamaya çalıştım ve sorduğu soruya cevap verdim. Yakında, Cuma namazı kılmak için bir cami olup  olmadığnı sormuş ve öylece bana bakıyordu. O güne kadar, çocuklarımı ailem dışında hiç kimseye emanet etmemiş ben, hiç düşünmeden ona camiyi göstermeleri için, yanında gitmelerini söylemiştim. Böyle birşey yaptığımı da, ertesi günü idrak edebildim ancak. O gün ben ne kadar ağladım bilmiyorum. Misafirlerim ve kardeşim birşey farketmediler. Ben, hüngür hüngür ağlayıp, elimle gözlerimi silip, hiç birşey olmamış gibi bir gülümseme ile çıkabilirim odadan ve kimse birşey farketmez... Öylede oldu zaten.
Gözyaşlarıyla kedimi uğurladım. Vardıklarında, vardıklarını haber ettiler. Sonra ben yine kendi dertlerime daldım. O gün aklımdan çıkmadı tabi. O ara eski eşim, benim kedilerimi satmıştı. Içimde kocaman bir boşluk oluşmuştu. 

Doktorların bana biçtikleri zaman biteli çok olmuştu aslında. Tedavi görüyordum hala. Emar çektirmem için, doktorum defalarca bana havale verdiği halde, bir türlü gitmemiştim. Sonunda gittim. Emar çeken doktor, tekrar çektirmem gerektiğini söyledi. Şaşkındı doktor. Çünkü midemdeki kitle yoktu artık. Benim için bir mucizeydi bu. Gördüğüm kemoterapiden halsizdim. Çabuk toparlayamadım kendimi, hatta nerdeyse hiç toparlayamadım. Arada bir diğer kedilerden haber alıyorduk ama Aragon'dan fazla haber alamıyorduk. Bir gün ortanca oğlum bana, "Aragon dan yeni fotoğraf yokmu?" diye sordu. Yok dedim, sen yaz Gregory'ye sor istersen dedim. Mail adresini verdim. Yazmış. Birkaç fotoğraf gelmiş. Baktık ve kedinin iyi oluşuna diğerlerinde olduğu gibi sevindik.
Oğlumla biraz yazışmışlar. O ara babasıyla biraz arası iyi değildi. Onu anlatmış ve bizim ayrı olduğumuzu.
Gregory bizden kediyi götürdükten sonra, iki yıl geçmişti aradan. Ben hala tedavi görüyordum. Çünkü kemoterapi, kan hücrelerimi öldürmüştü. Bir türlü toparlayamıyordum kendimi.
Bir akşam, kızım ve oğlum çekinerek yanıma geldiler. Bana birşey söyleyecekler ama söyleyemiyorlar. Baya zorlandılar ama sonunda çıkardılar ağızlarındaki baklayı. Kendi aralarında düşünmüşler, bir karara varmışlar. Ama yanakları kıp kırmızı. Beni evlendireceklermiş. Nasıl, nerden çıktı bu diyemeden ben, oğlum anlattı durumu. Gregory beni oğlumdan istemiş. Sizin onayınız olursa, anneni ikna etmek daha kolay olur demiş. Sonra oğlum çok ciddi bir şekilde bana dediki, "anne kızma bana. Senin hayatın biliyorum ama sana bakacak biri lazım. Sen mutlu olman lazım.".

Coming soon...


Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen