Donnerstag, 2. Mai 2013






Alman gelininin hikayesi...


Bölüm 3:

3 ay nişanlı kaldık. Nişanlılığımızın 2. ayında ben bir öğlen, nişanı bir kere attım ve ağlayarak uyudum. Rüyamda bir asansörün içerisindeydim. Asansörün lambası kristal, pırıl pırıl parlayan bir avizeydi. Yukarıya çıktığımda, asansörün kapısı bir çöle açıldı. Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir grup sahabesi ile bana doğru geldi. Biraz yürüdük. Küçük küplerden oluşan bir duvarın yanına geldik. Efendimiz (s.a.v) bana dönüp dedi ki, "bu küpler senin kısmetlerin. Yalnızca, bunlardan birisi doğru. Doğruyu bulman uzun sürecek ve sabretmen lazım." dedi. Yanındaki leri göstererek bana, "bunlar sana yardımcı olacaklar" dedi. "peki" dedim, "ben doğru insanı nasıl tanıyacağım?". "yüzünde işareti var" dedi efendimiz. "ya yinede tanıyamazsam" dedim. Elini gökyüzüne doğru tuttu. Gökyüzünde bir sima belirdi. Gördüğüm yüz öyle tanıdık geldiki bana, sanki hep yanımdaydı. Halbuki tanımıyordum, hiç görmemiştim kendisini. Sonra "sabret, uzun sürecek ama feraha kavusacaksın" dedi ve uzaklaştı efendimiz.
Küplerden oluşan duvarın ucu bucağı gözükmüyordu. Sağ elimi küplerin üzerine koydum ve duvar boyunca yürümeye başladım. Bir müddet yürüdükten sonra, küplerin arasında açık renk bir küp dikkatimi çekti. Alt taraflara bir yere yerleşmişti. Onu çektim aldım. Diğer küpler düşmedi. Küpün ağzını açtığımda dibi gözüküyordu. Içi su doluydu ve içinde bir yüzük vardı. O yüzük, bana takılan yüzük değildi. Küpün içindeki suyu döktüm. Heryer dahada aydınlık oldu. Yüzüğü aldım, avucumu sımsıkı yumdum. Uyandığımda tırnaklarım avucumu acıtıyordu. yüzük avucumda yoktu. Çok üzgün bir şekilde kalktım. Yatmadan attığım nişan yüzüğünü aramaya başladım.

Annem fincanların üzerine bırakmış yüzüğü. Aldım ve taktım yeniden parmağıma. Sabredeceksin demişti efendimiz. Ne kadar sürerdi ki o kısmetim gelene kadar? Hiç bir fikrim yoktu. Sadece korkuyordum. Korkuyordum ve okumak istiyordum. Eğer, nişanlım ile evlenirsem, okuyabilirim diye düşünüyordum. Kendisi de okuyordu çünkü. Dışardan modern ve anlayışlı bir aile gibi gözüküyorlardı. Altı yıldırda çok samimi idik. 12 yaşımda dünürcülerim gelmeye başlamıştı ve o zaman ilk kayinvalidem olacak kişi her gelene bir kusur buluyordu. Beni anlıyor sanıyordum. Ailesi beni çok seviyordu ve baskı yapmazlardı. Daha sonra Annemlere rüyamın bir kısmını anlattım. Beklemem gerektigini söylemedim. Neden öyle yaptım hala kendimde anlamıyorum kendimi. Herşey kaldığı yerden devam etti. 3 ay nişanlılık döneminden sonra türkiyeye uçtuk. İstanbul da dini nikahımız kıyıldı. Kendi nikahım da yoktum ben. Sadece vekalet vermiştim. O günü bulanık hatırlıyorum zaten. Düğün tarihi belliydi. Birbucuk hafta vardı düğüne. O gün gelinlik alınacaktı bana ve nişanlıma damatlık. Kayinvalidem kendi istediklerini aldı zaten. Ben gelinlik olarak sade birşey istiyordum ama o, "ben dul karı almıyorum, düzgün bir gelinlik al şuradan" diyordu. 36 beden giyen bana, 42 beden bir gelinlik alındı. Çünkü fiyat olarak en uygun oydu. Iki saat içinde gelinlik daraltılmıştı ama yinede eğreti duruyordu üstümde. Gelinliğin altına ayakkabı almadılar, çünkü düğünden sonra bir daha beyaz ayakkabı giyilmez dedi kayinvalidem. Çantamı annem dikti. Tanıdığını sandığın insanlar nasılda değişebiliyordu. Geleceğimi çok iyi görebiliyorum o gün aslında ama geri dönüşüm yok diye düşünüyordum. Kına gecem cenaze töreni gibi geçti. 

Düğünüm kalabalıktı. Bize100km uzaklıkta olan Denizli'ye gelin gidiyordum. Kendim böyle olmasını istediğim halde, gelinlik kefenim di sanki. Ölüm gidiyordu. Oğlan evi geldiğinde nefesim kesilmişti. Yanımda "yenge" olarak halam gelmişti. Oğlan evine geldiğimizde evin önünde bir köfte arabası duruyordu ve bir kaç kişi vardı sadece. Düğüne 13 kişi davet etmişler ve köfte arabasından doyurmuşlar davetlileri. Oysa, babam oğlan evlendirir gibi çıkarmıştı beni evden. 200 davetiye dağıtılmış, minarelerden ilan verilmiş ve gelen davetlilere yer yetmemiş, caddeye ve camiye masalar kurulmuştu bizim evde.
Geldiğim yerde ise 13 kişi ve bir köfte arabası vardı. Arabadan inmeden bir tavuk kestiler önümde. Kayinvalidemlerin evinde bir oda hazırlanmıştı bize. Akşam olunca halam gitmek istedi. Hala benide  götür ne olur, ben burda kalamam diye hüngür hüngür ağladımı hatırlıyorum. 17 yaşındaydım daha ben. Ve o gün kâbusum başlamıştı. Kendim etmiştim, biliyordum ama yinede canım yanıyordu. Ertesi sabah bir tartışma sesiyle uyandım. Kayinvalidem bağırıyordu. Biz çıktığımızda ortalık durulmuştu. Sonra bir ara kayinvalide yine kayınpedere kızdı sofrada, geri zekalı diye hakaret etti. Ben donup kalmıştım. Benim annem ve babam birine karşı hiç seslerini yükseltmezlerdi, kaldı ki, birbirlerine hakaret etsinler. Sofradan kalkıp, ben babama gitmek istiyorum diye ağlamıştım. Bu halim çok Uzun bir süre eğlence sebebi olmuştu. Aşağılamışlardı beni.
12 yıl evlilik boyunca kimse derdimi bilmedi yine. Hep sustum ve içime attım genelde. Şikayetçi bir kişiliğe sahib olmadığımdan, değiştirmeyeceksem birşeyleri, konuşmayı da sevmem zaten...


Comin soon...

Kommentare:

  1. instagramdan geliyorum,seni gec tanimisim galiba orda blog acmana cok sevindim,buradaki paylasimlarini sabirsizlikla bekliyorum...

    AntwortenLöschen
    Antworten
    1. Blog icin fazla zaman ayiramiyorum ama arada bir buradan da yayina devam edecegim ishallah

      Löschen
  2. Ben de instagramdan geliyorum tipki Zelis abla gibi..Ne büyük bir nimet ruyanda Peygamber efendimiz s.a.v görebilmek..
    Merakla hikayenin devamini bekliyorum..

    AntwortenLöschen
    Antworten
    1. Hosgeldin, sefalar getirdin :).... Dualarda bulismak ümidiyle...

      Löschen