Montag, 20. Mai 2013



Alman gelininin hikayesi...

6. Bölüm:

Aradan yine bir kaç gün geçti. Ben ne yapacağımı bilmiyordum. Yaralarım çok tazeydi. gerçek öyle olmasa bile, dışardan görülen, daha yeni ayrılmıştım. Çocuklarım küçüktü. Bir kızım vardı. Doğru olan ne idi? Bilemiyordum.
Bir ara, bana bir mesaj attı, beni aramak istediğini ve konuşmamız gerektiğini söylüyordu.
Mesajina ertesi gün cevap verdim. "eğer sanada uyarsa, yarın sabah 9 da ulaşabilirsin bana" yazdım. O iki gün Leyla gibi gezdim evin içinde. Ertesi gün beni 9'a beş kala aradı. Dayanamadım, zaman geçmek bilmedi dedi. Sonra bir sessizlik. Ne o bir kelime bir şey söyleyebiliyor nede ben. Ben "bana söylemek istediğin birşeyler vardı galiba?" dedim. "Evet var ama başlamak çok zor" dedi. Sonra, "seninle bir gelecek düşündüğümü biliyorsun " dedi. Sesi buğulanmıştı. "Karşılaştığımız günden beri çıkaramadım seni aklımdan. Bana hep, benim hayal ettiğim gibi bir insanın olmadığını söylediler. Öyle bir hayat yok, öyle bir kadın yok dediler" dedi. Artık ağlıyordu resmen. Bense ağladığımı belli etmiyordum. "evlendim ama herşeye yalnız inandım. Çocuklarımı bile kendim yetiştiremedim. Aşka inancımı yitirmiştim." dedi. Yıllarca -Queensrych'nın -I don't believe in love, parçasını dinlemiş. Taki, karşısına ben çıkana kadar. O gün oğlumun onun önünden, namaza yetişmek için, camiye koşması, bizim evin içindeki atmosfer ve ben...
coming soon...

Iki yıl boyunca çıkmamış aklından o gün. Bana, "sana güzel, rahat ve zengin bir gelecek vaad edemem" dedi. "Böyle söylersem yalan olur" dedi. "Kabul edersen, ikimiz içinde yeni bir başlangıç olacak ve ikimiz de sorunlarımızla geleceğiz bu evliliğe. Sıkıntımız çok olacak" dedi. "sana tek söz verebileceğim şey, sana kalbimi geri almamak şartıyla veriyorum ve Allah'ın huzurunda sana seni sonsuza dek seveceğime dair söz veriyorum." dedi. Bana, sana gökten yıldızları indireceğim demiyordu. Seni rahat ettireceğim demiyordu. Bana aslında hiç bir şekilde rahat bir gelecek vaad etmiyordu. Sadece sevgi ve huzur sözü veriyordu. Yıllardır özlediğim sevgiyi ve huzuru vaad ediyordu ve o bana rabbim tarafından, geleceği mujdelenmiş kişiydi.
Ben fazla konuşmadım telefonda. Hatta nerdeyse hiç konuşmadım. Düşünmek için ne kadar zaman istediğimi sordu, 3 hafta dedim. "Bir hafta sonra yine arayabilirmiyim" dedi. "Bunun gerçek olduğunu ancak böyle hissedebileceğim.". "Olur" dedim.

Kız kardeşime açıldım. O benden daha olgun karşıladı durumu. Aslında eniştem Gregory'i uzun zamandır, cemaat dolayısı ile tanıyormuş ve hakkında hep iyi şeyler duymuş. Dersanenin hocasına sordular onu, oda hakkında iyi şeyler söylemiş ve olursa iyi olur demiş.
Bu arada durum aileme de anlatıldı tabi. Kardeşlerim tereddütlüydü, benim için korkuyorlardı ama annem ve babam hem kokuyor, hemde olumlu bakıyordu. Herkes benden haber bekliyordu. Bir sonraki adım ne olacak diye.
Bir hafta sonra aradı beni. Sonraki hafta yine ve 3. Hafta cevabımı sordu. "Kalbim hayır demiyor" dedim. Bir müddet suskunluk oldu. "Ama bu evet te değil" dedi sonra. "Biliyorum" dedim. Öyle morali bozuk bir şekilde kapattık telefonu. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Ben bir gece uzun bir mail yazdım ona. Başımdan geçenleri. Hastalığımı, korkularımı. En sonunda ona dedim ki, ben aşka inancımı hiç yitirmedim. Senin bir gün geleceğini biliyordum ben. Ben hep seni bekledim ve bunca çileye sırf bunun için katlandım. Ve sonra ona o rüyayı anlattım. Peygamber efendimizin bana onun geleceğini söylediği ve yüzünü gösterdiği rüyayı. Sonra ona bir masal anlattım. "Yıllar önce küçük bir kız vardı 12 yaşında bir hayal kurmuştu. Hayali şöyleydi, günün birinde okulunu bitirip yeşil gözlü bir almanla evlenecekti. Yeşil bir keten elbiseyle, güllerle süslü merdivenlerden inecek ve damadı onu yeşil gözleriyle karşılayacaktı. Bir kır düğünü olacaktı düğünleri. Şimdi o kız hayat üniversitesini başarıyla bitirdi. Bütün hayallerinden, yeşil elbisesinden, hatta kır düğününden bile vaz geçti. Şimdi sadece mutlu olmak istiyor..."
"Sahi, senin gözlerin yeşil mi?". Böylece gönderdim maili.

Hatırlamıyordum gözlerinin rengini. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Mailimi açıp bakmaya da cesaret edemedim. Sabah çocuklar okula gidince açtım mailimi. Ondan bir mail vardı. O maili açıp okuyana kadar geçen saniyeler bir ömür dü sanki. Çok kısa bir mail di. "Ilk fırsatta seni ailenden istemeye geliyorum inşallah. Evet gözlerim yeşil :).". Beni ailemden istemeye gelmeden önce, iki sefer geldi. Yanımda çocuklarımla birlikte görüştük. O mailden bir ay sonra, beni istemeye geldi. Yalnız gelmişti. Öz babasını hiç tanımamış. Annesi tekrar evlenmesine karşı çıkıyordu ve benim 400km uzakta  oluşum ve çocuklarımın olması sorun teşkil ediyordu. Yinede geldi. Elinde üç buket çiçek ve bir sepet çilekle geldi. Büyük olan buket benimdi. Diğerleri kızımın ve annemin. Kız kardeşime de bir sepet çilek.
O gün, hem heyecanlıydım, hemde sıkıntılı. Korku vardı içimde, ya birşeyler ters giderse diye. Ne ters gidebilecekti ki? Hayatımda gidebilecek herşey ters gitmişti zaten. Ya bu sefer de herşey ters giderse diye korkuyordum galiba. Tam yerine oturmamış birşeyler vardı. ilk başta hemen gelemeyecekti yanımıza. Çünkü kendi memleketinde çalışıyordu. Onunda çocukları vardı eski eşinin yanında yaşayan ve benim sağlık durumum. Nasıl yoluna girerdi bu kadar sorun...?