Donnerstag, 5. März 2015

Bir kaç yıl önce, bir yetimhanede 3 aylık  staj görmüştüm. Aslında iki senelikti, fakat hastalığım dolayısıyla 3 ayla sınırlı kalmıştı stajım.
Staja başladığım ilk günlerde, yetimhanede yaşayan 7-8 yaşlarında bir kızla kaynaşmıştık. Aşırı hırçın, kendisine ve başkalarına zarar veren bir çocuktu. Gözleri hep ışıl ışıl ama. Sakin durduğu bir anı yakalamak çok nadir. O nadir anlara denk gelip, gözlerine baktığınız anda ise, içinizin parçalanmaması mümkün değil. Yetişkin insanların bile yoktur gözlerinde öylesi bir hüzün ve acı.
Her sabah beni sevinç çığlıklarıyla karşılılıyor ve her akşam bir sürü hırçınlık ve yaramazlık la uğurluyordu... her fırsatta kucağıma oturuyor, ve acılı hayatının hikâyelerini anlatıyordu. En çok saçlarımı merak ediyor, ona şarkı söylersem sesimin çok güzel olacağını iddia edip, beni şarkı söylemeye ikna etmeye çalışıyordu. Bense kitap okumayı tercih ediyor ve onun bana hayallerini anlatmasını istiyordum.
Yetimhanedeki çocuklara özel hayatımızdan fazla birşey anlatmak yasaktı. Mümkün olduğunca kısa ve kaçamak cevaplar veriyordum.
Birlikte dışarıya çıktığımız ve yalnız kaldığımız bir gün, gözlerimin içersine bakarak bana dediki, "sana birkerecik anne diyebilirmiyim?" O an aklıma geldikçe hâlâ boğazıma bir yumruk oturur. "Ama" dedim, "senin bir annen" var. "Ama" dedi "sen anne gibi kokuyorsun.". Yüzünü benden çevirdi ve "o kadın hep içki kokuyor". Gözlerinden ateş çıkıyordu sanki o an. Sonra yine döndü bana, "nolur" dedi "tek bir sefer. Hem kimseye söylemem ben". "Gel" dedim, "ben sana bir anne gibi sarılayım". Sımsıkı sarıldı bana. Gözleri kapalı. Sonra sessizce bir kere anne dedi. O an yüreğimde hissettiğim ateşin ifadesi mümkün değil. Sonra hıçkırıklarla ağladı.
Sonraki günlerde beni başı ötürülü karşıladı kapıda. Benimle birlikte  namaz kıldı.
Bir gün üzgün karşıladı beni. Noldu dedim. kabus gördüm dedi. O gün bütün gün çok durgundu. Benden uzak durdu. Fazla konuşmadı. Uyku saati gelmediği halde, ben giderken onu yatırmamı, ona kitap okumamı istedi.
Ben okudum, o sessizce ağladı. Biraz uzandım yanına, yine sessizce bir kere anne dedi. Sonra birden döndü arkasını, "git" dedi bana. Alnından öptüm, "yarın görüşürüz. Umarım yarın daha iyi olursun dedim".  Anlam veremediğim garip bir hisle ayrıldım. Diğer bakıcılardan ne olduğunu öğrenmeye çalıştım, tatmin edici cevaplar alamadım. Ertesi gün geldiğimde beni kapıda karşılayan yoktu. "Monika ortalarda yok, nerde?" Diye sordum. Beklemediğim bir cevapla karşılaştım. Benimle yalnız dışarıya çıktığı gün, ailesine geri verileceğini öğrenmiş. Bana anlatmadı. Kimsenin de bana söylemesini istememiş. Hala sık sık aklıma gelir ve hala içim acır o kıza ve diğer çaresiz çocuklara.
Geçenlerde Sayhan çok şiddetli bir gribe yakalandı. Ciğerlerine vurdu ve şiddetli ateşli yattı. Antibiotik vermemek için direndim. Haliyle uzun sürdü hastalık. O dönem bana,  yanına uzandığım bir zamanda, olsun anne, senin kokun iyi geliyor bana" demişti. Monika aklıma geldi o an. Yine içimde o yangın.
Dün, Gamze Akbaş'ın vefatını ve mektubunu okuduğumdan beri çok duygusalım zaten.
Onun yaşadığı o duyguları ve korkuları çok iyi biliyorum. Bu sabah da Sayhan yine, "güzel kokulu annem benim" dediğinden beri ağlamaktan alamıyorum kendimi.
Rabbim, evlatlarımızı bize bağışla. Acılarını gösterme yarabb.
Annesiz kalan o yavrucağın ve diger yavruların acısını hafiflet. Ferah içersinde bir hayat ver onlara yarabbi.
Halimize ne kadar şükretsek az...