Donnerstag, 15. Juni 2017

Heybesinde gül olan, gül kokusu saçar etrafına 🌹



Çocukları oynatmak için çıktık dışarıya. Öyle yorgundum ki, merdivenleri zor indim. Çocuklardan birisi az hızlı gitse, yola koşsa , tutacak halim yok. Bütün kemiklerim ağrıyor. O haldeyim yani. Komşuda sık sık  karşılaştığım ve oradan tanıdığım bir bayanla karşılaştım kapının önünde. Ayak üstü sohbete daldık.  Eşini bekliyormuş çocuğuyla birlikte.  Karşıdan, mahalleden tanıdığım, önceleri gidip geldiğimiz bir komşu geçiyordu . Beni görünce yanıma geldi. O ara diğer bayanın eşi geldi. Bebek arabasını arabaya koymaya çalışıyor. Neyse, kadın benimle vedalaştı, çocuğunu arabaya oturttu, kendisi bindi arabaya ve gittiler. Yanıma gelen komşu "bu asyalılar da olmasa, almanlar hiç evlenemicek" dedi. "Parası için evlenmiştir garanti bu yaşlı godoşla". "Eşinle senin aranda kaç yaş vardı?" diye sordum. "Niyeki?" dedi. "10 yaş"...
"Eşi ondan sadece 9 yaş büyük. Bakma öyle yaşlı göründüğüne. Hikayelerini bilseydin, birbirlerini buldukları için sevinir, ahirette de kurtuluşa ermeleri için dua ederdin." dedim. "Sen hep böyle çok saftın, insanların mutluluğundan sanane." dedi. Nedense canım yandı o öyle söyleyince.

Bana Kanser teşhisi koyulduğu zaman kabuğuma çekilmiş, insanlarla bağımı koparmıştım. Eski eşimden ayrıldığımda da tamamen uzaklaşmıştım bütün çevremden. Sadece Sayhan'ı parka çıkardığım zamanlarda veya sokakta karşılaşıp, ayak üstü sohbetinden öte gitmemişti o karşılaşmalar. Cami görevlisi, çocuk eğitmeni ve iki yıl camide çocuk okutarak edindiğim tecrübelerden, insanların ne kadar acımasız ve bencil olabildiğini biliyorum çünkü. Bire bir böyle tecrübe yaşamadım  ama yaşayanlara ve yaşatanlara çok kez canlı şahit oldum. Dışarıdan 4×4 lük gözüken bazı ailelerin içinde yaşananları bir bilseniz, uykularınız kaçar. Çocuklarınızı komşuya dahi göndermezsiniz. 

Yine böyle parka çıktığım bir gündü. Sevdiğim, benden yaşca küçük iyi niyetli bir annede paktaydı. Biraz oturduk. Az sohbet ettik derken kalkma vakti geldi. "Sana birşey söylicem ama yanlış anlama. Söylerken çekiniyorum ama seni seviyorum, haberin olsun istiyorum." dedi. 
Bilirim, böyle başlayan cümlelerin sonu hiç hoş bitmez. Hep can yanar. Kalp kırılır. "Söyleme" diyemedim. Söylesin diye birşey söylemeden bekledim. Hala kızarım bunun için kendime. 
"Ya, hani şu falanca varya, o senin hakkında komşuları dolduruyor." dedi. Yine hiç birşey söylemeden bekledim. Yere baktım. Içim sıkıldı. Kalbim acıdı ama bekledim konuşsun diye. "Gidip gelmeyin Slema'ya. O artık dul. Dul kadın kötü kadındır." diye konuşmuş hakkımda. Gözlerim doldu galiba o an. Tek kelime konuşmadım. Cevap veremedim. Sayha'nın elinden sımsıkı tutup eve geldim. Hiç ağlamadım. Boğazımda bir yumruk. Gözlerim ateş gibi yandı ama ben ağlamadım. Ve 3 gün uyuduğumu hatırlıyorum. 

O zamanlar hakkımda "dul kadın  kötü kadındır" diyen kadın, şimdi çıkmış karşıma "Sen hep böyle çok saftın, insanların mutluluğundan sanane." diyordu. Olay anında genelde cevap veremem ben. Aklıma birşeyler gelsede, susmayı tercih ederim. Bilirim birşey değişmeyecek çünkü, yada tutulurum. Konuşamam. Ama orda ilk sefer tutamadım kendimi "Şimdi hatırlıyorum seninle neden görüşmediğimi, görüşmek istemediğimi. Sana kötü kalbinle bir ömür mutluluk diliyorum, bende saflığıma sımsıkı sarılıp, değişememek için Rabbime dua ediyorum. Allah seni ıslah etsin" deyip uzaklaştım. Üzerinden haftalar geçti ama hala canım yanıyor nedense. 
Aman boşver, kafaya takma, demesin kimse. Insanız elbet. Takmıyoruz ama canımız yinede yanıyor. Insanın hergünü bir olmuyor. Genelde umurunda olmayacak basit şeyler, bazı günler tepe taklak yapabiliyor insanı. Sinek mındar değildir ama mide bulandırır. 

Ben, konuşarak kendimi ifade edemeyenlerdenim. Konuşurken sakin kalamıyorum. Duygularıma yenik düşüp, kendimi ifade edemedikçe sesim yükseliyor. Hele birde anlaşılmadığımı hissedip, savunmaya  geçmek zorunda kalıyorsam, günlerce beynimi yoruyor bu durum ve kaçıyorum insanlardan. Yazmak benim için bir terapi şekli.  


O asyalı ve almanın hikâyesine gelince,:
Kadın üniversite okumak için gitmiş Amerika'ya. Çok kötü hastalanmış. Doktorlar ümid yok demiş. Aylarca hastanede kalmış. Birgün hastanenin kantininde bu adam elinde tepsiyle çarpmış kadina. Çok kötü kavga etmişler. Sonra adam bir kaç gün aramış hastanede kadını. Kıyafetlerini yıkamaya vermek, özür dilemek için. Bulamamış. Bir kaç hafta sonra hastanenin bahçesinde ağlarken rastlamış kadına. Ordan itibaren  bir dostluk başlamış aralarında. Iyileşmez dedikleri hasta iyileşmiş. Almanya'ya gelmişler. Eğitimlerini burda bitirmişler. Adamın rahatsızlığını bilmiyorum ama hala tedavi görüyormuş. Ikiside ailesiz büyümüşler. Evlendiklerinde beş para yokmuş ceplerinde. Şimdi ise cok varlıklı bir aile. Birbirlerine yar olup, yaralarını sarmışlar. Kendi kendilerine küçük bir aile olmuşlar. Oldukça geniş arkadaş çevreleri var ve fazlasıyla yardımsever bir aile. Evet, adam belki 25 yaş büyük gözüküyor kadından. Kadın ise yaşından oldukça genç gözüküyor. 9 yıl yaş farkı var aralarında. Çok değil ve her zaman olduğu gibi, hiç birşey dışarıdan gözüktüğü gibi değil. 

Herkes önce kendi pençelerinin tozunu almalı. Önce kendi kapısının önünü temizlemeli. Öyle olsa, başkalarıyla uğraşmaya zaman bulamaz insan zaten. 
Heybesinde gül olan, gül kokusu saçar efrafına.... gül reçeli ikram eder insanlara. Heybemizi gül ile doldurma temennisi ile.
Sağlıcakla kalın. 
Bir dahaki blog yazısında buluşmak ümidiyle. 
Selma.

Donnerstag, 27. April 2017

Çocuklar için Ramazan hazırlıkları voll 2 🤗 @patikia nın tavsiyesi üzerine çocuklar için 29 sünnet-i seniyye içeren bu resmin çıktısını alıp kapladım bugün. 4 tane de fazladan hediyelik hazırladım. Dileyen kaydedip, çıktısını alabilir. Sevaba bir şekilde bizim de katkımız olsun 😊🤗

1) Gülümsemek.
2) Güzel koku sürmek.
3) Hediyeleşmek.
4) Ezan dinlemek.
5) İlk önce ayakkabının sağ tekini giymek.
6) Düzenli olmak.
7) Yemeğe tuzla başlamak.
8) Sohbet etmek.
9) Ekmeği elle bölmek.
10) Tabağını silip süpürmek. (sünnetlemek).
11) Selam vermek.
12) Yatarken sağ tarafa yatmak.
13) Öğle uykusuna yatmak.
14) Yemeğe besmele ile başlamak.
15) Alışverişte pazarlık yapmak.
16) Süt içmek. (Efendimiz sadece deve sütü içmiş ve keçi sütünü tavsiye etmiştir. Hatam varsa düzeltebilirsiniz)
17) Anne babanın sözünü dinlemek.
18)Üzümü tane tane yemek.
19) Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak.
20) Önce perdeleri çekip, sonra ışığı yakmak.
21) Yüksek sesle kahkaha atmamak.
22) Suyu 3 yudumda içmek.
23) Hapşurunca "Elhamdülillah" demek.
24) Cuma günleri beyaz giymek.
25) Yüzüstü yatmamak.
26) Orucu su ve hurma ile açmak.
27) Akraba, eş, dost ziyareti yapmak.
28) Yalan ve kötü söz ile şaka yapmamak.
29) Sağ elle yemek yemek


Dienstag, 31. Januar 2017

Saksılı pasta 🍰

Benim hiç bir suçum yok. 
Herşey, dün komşumun bana bir fotoğraf göndermesiyle başladı 😏 fotoğraflara bakınca, kum yiyormuş gibi ağzınız kamaşmasın 😅
Sizinle  bugün, saksısı, toprağı ve çiçeği  ile birlikte yiyebileceğiniz bir çiçeğin tarifini paylaşmak istiyorum. 





Oldukça stresli bir günün akşamında komşum dan bir msj geldi. Miloyonluk metropol, Sankt Petersburg'ta, oldukça ünlü yeni  bir Restaurant 'ın meşhur bir tatlısı. Yanlış hatırlamıyorsam, restaurantın ismi #cococo. Tatlının ismi, "Annemin en sevdiği çiçek". Komşum diyor ki, "instagram arkadaş listemde o Restaurant'a gidip, bu tatlıyı paylaşmayan kalmadı. Sen bu fotoğrafları Gregory'e göster.". "Hmmm" dedim, "olur ama bu pastayı bir ara ben sana yaparım belki." Biraz instagram da #cococo hashtag'nı araştırdım.  Biraz Google ye sordum danıştım ama ne tarif bulabildim, nede bir ip ucu. Fotoğraflardan gözüktüğü kadarıyla dışı, yani saksı çikolata ile yapılmış ve kırmızı kakao serpilmiş. Ama ben çikolata işinde o kadar başarılı değilim. Eşim, çikolata ve şekerleme ustası ama ona sormaya da vaktim yok, çünkü bu gece yapmak istiyorum ve doğum günü öncesi sürpriz olsun istiyorum. Velhasıl kelam, kalktım bir dolapları karıştırdım, derken bir fikir geldi aklıma. Köstebek pastası yapmıştım bir ara esim için. O sistemi uygulayarak bu pasta olur dedim. Tek sorun form kaldı. Onada orkide saksısı ile bir çözüm buldum. 170° fırında çatlamazsa, sorun yoktu. Çatlamadı da çok şükür. Sonuç, ilk deneyim olmasına nazaran harika oldu. 



Hamuru için:
•2 Yumurta 
•50 gr nişasta 
•50gr un
•100gr Şeker 
•100gr oda sıcaklığında tereyağı. 
•2 kaşık  (tepeleme) kakao tozu.
•1 paket kabartma tozu 
•1 Paket vanillin şekeri 

Yapılışı: 
Yumurta, şeker ve yağı köpürene kadar mixerde çırpıp, sonra diğer bütün malzelemeler ilaveten edilip, iyice karıştırılır.

Saksının içini yağlayıp, üzerine un serpiştirilir.





Daha sonra hazır olan hamur kalıbın içerisine dökülür. 
Önceden ısıtılmış 170° fırında 50-60 dakika arasında pişirilir. Bu durum, fırından fırına değişebileceği için, 40 dakikadan sonra kontrol etmekte fayda var. 

Fırından çıkardığınız keki 5 dakika dinlenmeye bırakın. 



5 dakika sonra keki kalıptan çıkarabilirsiniz. Unlama işlemi iyi yapılmışsa, kolayca çıkıyor. 
Kalıptan çıkarmadan önce, bir bıçak ile kenar kalınlığını belirleyin. 



Keki kalıptan çıkardıktan sonra, 10-15 dakika daha dinlenmeye bırakın. 



Daha sonra kekin kenar yüksekliğini ölçerek, en alçak olan kısmı öğrenmek gerekiyor. Bu ölçü, saksının yüksekliğini belirliyor çünkü. 



Daha sonra bir cetvel yardımı ile ölçerek kekin üst kısmını kesin.
Kalınlığı nı belirlediğiniz kenar kısmından bir kaşık ile oymaya başlayabilirsiniz. 
Derinlik size kalmış. Kekin içinden çıkardığınız parçalar toprak görüntüsünü vermek için kullanılacak. Kırıntı haline getirmeniz gerekiyor. 



Kekin içerisine krema ile doldurabilirsiniz. Ben pudding, quark ve ağaç şurubu karışımı ile doldurdum. 





Çiçek olarak biberiye ve kurumuş gül  kullandım. Balkonumda onlar vardı. Nane dalı ve Melissa daha uygun olurdu diye düşünüyorum. Daha sonra fotoğraflar da görüldüğü gibi dekor edip, ikram edebilirsiniz. 








Mittwoch, 18. Januar 2017

Lokum gibi CakePops'lar 😋



Şimdiye kadar yediğiniz bütün CakePops'ları unutun. İçerisine Frischkäse, Mascarponeveya Quark koymadan CakePops yapmanın yollarını aradım uzun zamandır.



Benim gibi ekşimsi, bayat kek ve hamursu CakePops tadını sevmiyorsanız, vereceğim tarife bayılacaksınız.



Dün gece aklıma aniden Ganache geldi. Eşime sordum olurmu diye "hayır, olmaz herhalde" dedi. Aklıma koydum bir kere. Ya olacak, yada olacak işte. 
CakePops'lar için ben nişastalı bir tarif kullandım. Siz istediğiniz herhangi bir kek tarifini seçebilirsiniz. 
Soğuyan keki kırıntı haline getirdikten sonra, içerisine 250gr beyaz çikolata, 250gr krema, bir tatlı kaşığı nişasta dan hazırlamış olduğum Ganache'ı ekledim. 
 Dışının  çikolatasını hazırlarken, hamuru buz dolabında yarım saat kadar beklettim. 

video



Çikolata kaplaması için 
100gr bitter çikolata, 500gr sütlü çikolata kullandım. Çikolata 45° ısıya ulaştıktan sonra, 31° ye düşmesi beklenmesi gerekiyor.  

Karışımdan ceviz büyüklüğünde   bezeler hazırladıktan sonra, 5-6 tane buzlukta 10-15 dakika  bekletilir. Buzluktan çıkan CakePops bezelerine, çubukların ucu çikolaya daldırılıp, bezelere batırıldıktan sonra bir bardak veya CakePops kalıbına dikilerek 10 dakika daha buz dolabında bekletilip, hazırlanmış çikolataya batırılır, çikolatanın fazlasını hafif silkelemeniz yeterli. Bezeler çubuktan kaymaması için soğuk olmalı. Eğer kayıyor sa, biraz daha uzun beklemeniz ve çubukları en fazla 5mm batırmanız gerekir.



Ilk deneyimlerim böyle hüsranla sonuçlandı ama pes etmeyin.


Sabrın ve azmin sonu böyle mukafatlanıyor...



 Çikolata soğumadan istediğiniz şekilde süslemeler yapabilirsiniz. Afiyet olsun 😋







Montag, 16. Januar 2017

Lokumlu kurabiye 😋







Bir buçuk yıl önce, ilk Kayra'nın doğum günü için  yapmıştık lokumlu kurabiyeleri. O zamandan beri bir türlü tarif yazmak kısmet olmadı.  Fondant yiyemiyorum ben. Hele o içine giren, normalde araba  karbrötörü ve diş yapıştırmak için kullanılan maddeyi öğrendikten sonra, tamamen tiksindim. Fondant yerine kullanabileceğimiz birşeyler ararken, lokumlu bir tarife rastladım. Açması zor oluyur ama lezzeti bir o kadar güzel oluyor. İnsanın bütün emeklerine değiyor. Biz kendi doğal renk, aroma ve lokumlarımızı kullandığımız için, bizim için daha değerli tabi.
Malik Cumartesi  bir yaşına giriyor inşallah. Şimdilerde onun doğum günü için hazırlık içerisindeyim. Yine tarif isteyen çok oluyor. Aradan zaman geçmeden ve ben yine unutmadan tarifi buraya atıp kaçayım 😊


Kurabiye hamuru için:
•200gr un
•100gr Şeker 
•100gr tereyağı 
•bir fiske tuz
•1 yumurta 

Malzemeleri hepsini bir kabın içerisine koyup, homojen bir kıvama gelene kadar yoğurduktan sonra direkt kurabiyeleri yapmaya başlayabilirsiniz. Kurabiye hamurunu açmadan önce, yaptığınız şekilleri kolay kaldırmak için, hamuru açacağınız yüzey üzerine nişasta serpiştirmenizde fayda var. 
Kurabiyeler önceden ısıtılmış 160° fırında  10 dakika pişirilir. Kızarmamasına, kurabiyelerin beyaz kalmasına dikkat etmeniz gerekiyor. Fırından çıkardıktan sonra soğumaya bırakılır.



  • 250 gr sade lokum
  • 250 gr pudra şekeri
  • 50 gr nisasta
Yapılışı :
Sade lokumu kolaylık olsun diye önce bir hafiften şu ile ıslatalım ve bir kaba alıp içine 200 gr pudra şekeri eleyip iyice yoğuralım.elinize yapışırsa pudra şekerini eklemeye devam edin.güzelce yoğurduğumuz şeker hamurumuzu nisasta yardımı ile açıp istenilen şekilleri verelim. 
İsteğimiz rengi elde etmek için, biz lokumu hazırlarken rengi ekliyoruz. Hatta, sade lokum yerine ben meyve aromalı tercih ediyorum. Yoğurularken gıda boyası eklenirse nasıl olur bilemiyorum tabi....

Şimdiden kolay gelsin ve afiyet olsun 😋



Dienstag, 27. Dezember 2016

Yanlış anlamak isteyen, herşeyi yanlış anlıyor zaten. Ben sizin anladığınızdan değil, söylediklerimden sorumluyum. Birazcık dürüst olalım nolur. Biraz hoşgörü ve duyarlılıktan kim zarar görmüş ki? Kendimize dönüp baktığımızda, çok mu mükemmel bir insanız? Herşeyi çok mu doğru yapıyoruz? Hiç mi hatamız yok? Kendi pencerelerimizi silelim önce. Kapımızın önünü süpürelim. Gülümseyelim herşeye inat. Şükredenlerden olalım. Güzellikleri görelim.  Sonra bakın bakalım dışarsı nasıl gözüküyor. İnsanlar birden nasıl değişiyor. 
Ben bu özelliklerden vaz geçmeyeceğim,  iyi niyet, cömertlik, dürüstlük, açık sözlülük, hoşgörü ve duyarlılık.
"bir insanda hayranlık duyduğumuz özellikler, yani iyi niyet, cömertlik, dürüstlük, açık sözlülük, hoşgörü ve duyarlılık gibi şeyler bizim sistemimizde başarısızlığa eşlik eden özelliklerdir. sertlik, açgözlülük, hırs, acımasızlık, bencillik ve kendini beğenmişlik gibi istenmeyen özelliklerse insanı başarıya götüren araçlar. bizler iyiliğe hayranlık duyarız ama kötülüğün meyvelerini severiz."/john steinbeck-sardalye sokağı


Geçenlerde okuldan bir arkadaşımla karşılaştım. Arada bir karşılaşır, ayak üstü sohbet eder, yollarımıza gideriz. 
Bu sefer Kayra huysuzlanınca sohbet edemedik. "Numaran değişmediyse ararım ben seni" dedi. "15 yıldır aynı numarayı kullanıyorum. İstediğin zaman ara" dedim. Aklımdan geçen ama başka birşey vardı. Belki 10 yıldır evime gelmedi. Numaram okula gittiğimiz zamanlarda vermiştim. Onun numarası bende silinmiş, kaybolmuş gitmişti. Hatta , ara ara karşılaşıp sohbet etmemize rağmen, ismini bile hatırlamıyordum. Karşıdan geçen bir teyze, "Semanur, oğlanı bugün bana gönder, dolabın üzerinden kartonu indiremedim" demese, ismini sormaya utanacağım. Ismi Semanur arkadaşın. İsminden yola çıkarak insan müslüman olduğunu düşünüyor ama ben onu boğazında taşıdığı haç kolyesi olmadan hiç görmedim. 

Aradan bir kaç gün geçti. Bilmediğim bir numaradan telefon geldi. Arayan arkadaştı. Şaşırdım tabi. Hiç ihtimal vermemiştim. Gün belirledik evime geldi. Konu konuyu açtı derken dedi kodu üzerine takılı kaldık. Türk mahallesinde oturduğu için bu konudan çok muzdarip garibim. "Senin hakkında çok fazla konuşulmadı ama" dedi. Ilk başta anlamadım ne demek istediğini. "Eşinden ayrılınca, çok fazla konuşulmadın. Ilk başta şaşkınlık oldu, biraz konuştu insanlar ama sonra konuşulacak birşey kalmadı." dedi. Nedenini sordum. "Sen konuşmuyorsun, eski eşin de konuşmuyor. Ondan galiba." dedi. Sonra yine kendisine döndü. Boynundaki haçı göstererek, "en büyük sorun bu ve birde ismim" dedi. "Sen hiç sormadın bana şimdiye kadar. Bir sefer bile sormadın." dedi. 

Okula gittiğimiz dönemlerde çok sık görüşüyorduk. Ben okulda abdest alırken, namaz kılarken, o kapıyı bekliyor, kimsenin içeriye girmemesine dikkat ediyordu. Hiç din konuşmadık aramızda. Tek aramızda geçen konu, benim bilmediğim yerlerden et yemeyişim ve şeker, çikolata gibi şeylerde içeriğine dikkat etmem olmuştu. Çok şaşırmıştı o zaman. "Alman marketlerinden tavuk alan, her türlü tatlıyı yiyen müslüman türküleri tanıyorum ben." demişti. "Sen garip bir yaratıksın.". 

Evet, hiç sormamıştım. Ismi Semanur ve boynunda bir haç taşıyordu. Merak etmiyor değildim ama sorup, kırmaya da çekiniyorum. Vakti geldiğinde öğrenirim veya öğrenmem, bilmiyorum. 

"Ben" dedi, "3 çocuklu hiristyan bir ailenin, hiristiyan bir çocuğuyum. Bizim müslüman  bir komşu teyzemiz var, babamı kendi oğlu gibi seviyor. Ben doğduğumda benim ismimi o vermiş. Ama ben hiristiyanım." Dedi. Konuşmak istiyor ama ben nasıl soru soracağımı bilmiyorum. "Senin gibi saygılı, sevgi dolu ama kendinden ödün vermeyen müslümanları seviyorum." dedi. O anlattı ben dinledim o gün. O günden beri kafamda dönüyor bu durum tabi.

Bugün bir Facebook'a, instagram'a bakayım dedim. Ortalık kızıl kıyamet, kavga gürültü. Şaşırdım. Üç  günde insanlar birbirine girmişler 😔 nasıl üzücü bir durum. Birileri yılbaşı kutlamanın haramlığından veryansın ediyor, bir diğeri noel ağacı önünde çekilen fotoğrafın altında kadının ne kafirliğini bırakmış nede cehennemlik oluşunu. Bir diğeri hicri yılbaşı kutlamak bid'at derken, bir diğeri evine çam ağacı dikeni dinsiz ilan etmiş. Sonra birde bana gelen msjları vardı. "Abla, eşin alman, noel kutlamanı anlayışla karşılarım, o çam ağacı evinde bile olsa anlarım." İçerikli msjlar vardı dm kutumda. Elhamdülillah, anlayışlı insanlar yine de çoğunlukta. 

Biz ne zaman bu hale geldik? Ne zaman bu kadar geçimsiz olduk? Ne zaman bu kadar hazımsız olduk?

Bir şeyleri değiştirmeye önce kendimden başlamalıyım. Ve başkalarını eleştirme hakkım yok benim. Kimseyi kırmaya, hayatına müdahale etmeye hakkım yok. Yanlışı düzeltmeye kendi ve çocuklarımın hayatından başlamalıyım. 

Hiç bir zaman yılbaşı, Noel ve İslam dinine ait olmayan bayramları kutlamadım Elhamdülillah. Okul vs gibi yerlerde bir mecburi katıldığımda, hep sıkılmış, kötü hissetmişimdir kendimi. Komşum her Noel çocuklarma hediye alır, ben ise Ramazan ve Kurban Bayramında onun çocuklarına hediye alırım. Çam ağacını kurduğunda, kahveye davet eder beni, bende bayramda onunla tatlı yerim. Bundan ibarettir ancak. Eleştirerek ve üzeri çarpı işaretiyle  çizilmiş Noel resimlerini paylaşıp, kutlayanları kafir ilan ederken kendimize zarar verdiğimizi gördüğümüz, kabullendiğimiz, kendimize çeki düzen vermeye başladığımız an, güzele doğru ilk büyük adımı atmış olacağız insAllah.... sağlıcakla kalın.