Mittwoch, 10. April 2013





Alman gelininin hikayesi...

Bölüm 2:

Okuyamayacağımı ilk anladığımda, aileme, türkiyede bir kuran kursuna gitmek istediğimi söyledim. Ailem çok sevindi ve beni aradan uzun zaman geçmeden, giden başka kızlarla İstanbul'a gönderdiler. Yemek yiyemedim. Üzüntüden, her gece ağlamaktan bitap düşmüş ve 4 ay içersinde 20 kilo vermiştim. O halde bile derdimi kimseye anlatmamış ve sadece kendi kendimi yemiştim. 4 ayın sonunda 10 gün ateşli yatınca, beni ailemin yanına gönderdiler. Uçaktan indiğimizde, havaalanında bir sefer bir baygınlık geçirdim, daha sonra evde bayıldım. Gözlerimi açtığımda hastanedeydim. 6 hafta, 42 derece ateşle komada kalmışım. Doktorlar aileme daha uyanmaz demişler. Uyansa bile eskisi gibi olmaz. Çok yüksek ateşle, çok uzun komada kaldı ve bir çok beyin hücresi öldü demişler. Gözlerimi açtığımda, annem ağlıyor ve bir taraftan da Elhamdülillah diyordu. Yanımdaki hemşire panik içersinde koşturup duruyordu. Ben ne olduğunu anlamamıştım. Tam olarak 3 ay hastanede kaldım. Koyulan teşhis verem di. Doktorların söylediğinin tersine, akli dengem yerindeydi. Hastaneden çıktığımda bağışıklık sistemim çökmüş durumdaydı.
Bir sürü dedikodu çıkmıştı hakkımda. "Selma ölmüş", "Selma kara sevdaya yakalanmış" ve buna benzer birçok dedikodu işte.

Tam hatırlamıyorum ama, daha sonra 5 ay felan öyle evde kaldım. Bir gün babam bana almanca kursuna gitmem gerektiğini söyledi. Alman vatandaşlığına baş vurmuş ve almanca testini geçmem için kursa gitmem gerekiyordu. Çok sevinmiştim. Kursa başladığımda, kursta genel olarak türkiyeden evlenip gelen kızlar vardı. Bize Ders veren öğretmen bir alman müslümandı. Birgün öğretmenimiz bana, aslında orta okul öğretmeni olduğunu ama tesettürlü olduğu için okulda ders veremediğini söyledi. Sonra bana, istersem ortaokulu dışardan bitirmekte bana yardımcı olabileceğini söyledi. Çok sevinmiştim yine. Bu müthiş bir şanstı benim için. Beş ay içersinde, sonradan kursa katılan bir arkadaşla birlikte, sınavlara hazırlandık. Ikimiz de sınavları başarmış ve devam kararı almıştık. Liseye gidebilmek için, 8 ay sonra tekrar sınava girmemiz gerekiyordu ve o zamana kadar öğretmenimiz bize ders verecekti. Bu sefer sınıfımızda daha çok kız vardı, çünkü bizimle aynı kaderi paylaşan bir çok kız vardı almanyada. Bizim başarımızı duymuşlardı. Öğretmenimiz için de yeni bir imkan doğmuştu. Ben ancak 3 ay daha devam edebildim. Çünkü birgün öğrendim ki, ben devam okuyamayacaktım. Çok öfkelenmiştim. Öfkem yine kendime zarar verdi. O gün yemin ettim, evlenecektim. Ilk kim gelirse önemli değildi. Hatta şöyle demiştim, "ister hıristiyan olsun ister müslüman, isterse beni kuma götürsün, önemli değil. Evleneceğim ben ilk gelenle". Ilk eski eşimin ailesi geldi beni istemeye. 6 yıldır tanıştığımız yakın aile dostlarımız dı. Ben oğullarını hiç görmemiş ve tanışmamıştım ama oğlan kardeşlerim kendisini çok seviyordu. Benim bilmediğim, onun ailesi onu benimle evlenmesi için zorlamış, çünkü onun sevdiği kız açıkmış. Bunu öğrendimde düğünümüze bir hafta kalmıştı. Düğün davetiyeleri dağıtılmıştı.

Devam edecek.....

Dienstag, 9. April 2013





Alman gelininin hikayesi...


Bölm 1:


Daha önceleri, hırçın ve yaramaz bir çocuktum. Derdimi, ne çocukluğumda, nede daha sonra, gerçek anlamda kimseyle paylaşmadım. Tek bir hayalim vardı, okumak ve doktor olmak. Bunu cidden herşeyden çok istedim ama olmadı. Annemler hep türkiye ye geri dönme planları yapıyor ve bizi, bir çok gencte olduğu gibi, alman toplumuna kaybetmekten korkuyorlardi. 
En son, ne olursa olsun, okuyamayacağımı tam idrak ettiğimde 17  yaşındaydım. Yaşıtlarım evlilik hayalleri kurarken, ben sadece okuma hayali kuruyordum. Bir gün, komşumuzun kızı bana yine nasıl evleneceğini anlatıyordu. Hatta onun iki çocuğu olacaktı ve isimlerini Enes ve Enise koyacaktı. Bugün gibi hatırlıyorum o günü. Sonra birden bana döndü, sahi dedi, senin hiç hayalin yokmu? Ben yine tam doktor olacağımı anlatacaktım ki, bana, "yok yok", dedi. "Öyle değil. Nasıl evleneceksin? Kiminle? Kocanı nasıl istersin? Sen hiç düşünmüyormusun bunları?". Biraz düşündüm, sonra dedim ki, "yok, ben doktor olacağım.". "E, doktor olduktan sonrada mı evlenmeyeceksin?". "Belki ondan sonra evlenirim" dedim. "E, anlatsana" dedi bana. 

Ilk sefer orda kurdum bir evlilik hayali ve sonra unuttum. Yine okuma hayaliydi en büyük hayalim. O hayali kurduğum da 12 yaşındaydım. "Reyhan, biliyormusun, ben, yeşil gözlü bir almanla evleneceğim." dedim. "Off, saçmalama Selma" dedi bana. "Annenler izin vermez ki". "olsun" dedim, "hayal değilmi bu? Neden olmasın? Hem ben doktor olacağım ve 25 yaşından erken evlenmem ki ben". "Iyi" dedi, " hadi o zaman devam anlat!". "Tamam" dedim, "ben yeşil gözlü bir almanla evleneceğim. Düğünümde, pastel yeşil, keten bir elbise giyeceğim ve başımda papatyalar dan tac olacak. Trabzankarı sarmaşık beyaz güllerle sarılı bir merdivenden ineceğim ve krem rengi kıyafetleri ile alman damadım beni aşağıda bekleyecek ve yeşil gözleriyle bakacak bana. Papatyalarla süslü beyaz masalarla, bir çok çocuğun koşup eğlendiği bir kır düğünü olacak bizimkisi...". Ben Reyhan'a dönüp baktığımda, kocaman, ışıl ışıl parlayan gözlerle bana bakıyordu. "Selma, ikimizin düğünü aynı günde olsun, ne olur" dedi birden heyecanla. "Tamam" dedim ve o günün resmini çizmiştik, beyaz bir kağıda... Benim aklım ama okuma hayalindeydi yine...

Arkası yarın...