Bildiginiz gibi sizlerden çok mail alıyorum. Birçoğunuza hemen dönemesem bile, hepinize zaman buldukça tek tek dönüyorum.
Işte, bu maillerden birine cevap vermekte oldukça zorlanmıştım bir kaç ay önce. Arkadaştan izin alarak (kendisine takma bir isim vereceğim, yoksa anlamak zor oluyor), ismini ve yaşadığı ülkeyi gizlemek şartıyla, instagram takipçilerimden yardım almıştım. Kendisi çok zor bir durumdaydı. Kilo verip, uyku uyuyamaması, ne kadar zor durumda olduğunu açıkça gösteriyordu. Bir şekilde yardım etmek şarttı. Çünkü, bir çoğunuz ve evli olan her kadının Ayşe'yi rahatlıkla anlayabileceği bir durum. Hiçbirimizin böyle bir duruma düşmek istemeyeceği kesin. Özellikle aile içi ilişkileri yürütmenin çok zor olduğu bir dönemde, birde böylesi bir sıkıntı yaşamak çok daha zorlaştırıyor ilişkileri. Ne demek istediğimi postun sonunda daha iyi anlayacaksınız eminim.
Gelen mail de bunlar yazıyordu -"Merhaba. Sana yazıp yapmamakta çok zorlandım. Sen beni anlarsın diye düşünüyorum. Psikolojim bu aralar çok bozuk. 7 yıllık evliyim. Eşimle çok mutluyuz. Huzurumuzu kaçıran, yada daha çok benim huzurumu kaçıran biri var. Bunu sana anlatabilmek için hikayenin tamamıni anlatmam lazım. Kaynım benden 10 yaş küçük abisinden 12 yaş küçük. Abi kardeş çok düşkünler birbirlerine. Aynı işte çalışıp aynı hayalleri kuruyorlar. Çok iyi anlaşıyorlar. Beni yenge gibi değil, sanki öz ablası gibi.Seviyor. çok saygılı, efendi biri. 16 yaşındayken bir kızla tanıştı. 5 yıl, gizli çıktılar. Iki yıl öncede çok zor şartlar altında evlendiler. Şimdi herşey yolunda. Mutlular Elhamdulillah. Yanliz beni çok rahatsız eden bir şey var. Eltim kocamdan 13 yaş küçük. Minyon tipli olduğu için, herkez çocuk gibi görüyor onu zaten. Eşime çok yakın davranıyor. Hatta abi demek yerine, ismiyle sesleniyor. Öyle normal ismiyle de değil. Annesinin veya yakın arkadaşlarının ona verdikleri takma isimle sesleniyor. Çocukca sesiyle gülerek kocama her seslenişinde tüylerim tiken tiken oluyor. Bu aralar herseferinde başım dönmeye başladı. Bizim çocuğumuz olmadı. Onun baskı zaten çok üstümde. Ama kocam beni şimdiye kadar hiç inciltmedi. Süprizler yapar hediyeler alır. Eltimin bu davranışı uyku bırakmadı. Aylardır uyuyamıyorum. 10 kilo verdim üzüntüden. Devenin aklına karpuz Kabuğu getirmek diye bir söz var. Ondan korktuğum için, kocama rahatsız olduğumu söyleyemiyorum. Eltime hiç birşey diyemiyorum kardeşlerin arasına girmekten korkuyorum. Kaynanamla çok iyi anlaşıyorlar. çocuğumuz olmadığı halde, kocam bana çok düşkün olduğu için, Kaynanam beni sevmiyor. Bana bir akıl ver nolur. Aklımı oynatmak üzereyim."
Biraz Ayse'yle yazıştıktan sonra, anladımki eltisi sorun çıkarmak için bilinçli yapıyor bir çok şeyi. Eltisi yurt dışında eğitim almış ve dinle alakası yokmuş. Kayinvalide ilk baştan eltisini kabul etmediği halde, Ayşe'nin yardımıyla arayı bulup, evlendirmişler kayınıyla. Eltisi aileye gelene kadar, kayinvalidesiyle arası çok iyiymiş aslında. Eltisinin ilk sene hemen çocuğu olmuş ve ardından hemen birtane daha gelmiş. Bebek olunca kıymete binmiş. Aynı yerde kalmaları ve eşlerin işlerinin ortak olması durumu dahada çıkmaza sokmuş sanki. Eğer uzağa gidersek, eşim biter demişti o zaman.
Çok zor bir durum. Aslında saygı ve terbiye sınırları bir hayli aşılmış. Burda en güzel kural, dinimize uymak diye düşünmüştüm ve yine aynı düşünüyorum yine.
Yardımcı olmakta zorlandım. Yanlış birşey söyleyip, aile içi huzursuzluğa neden olmaktan korktum. Eltisiyle konuşsa durum daha kötüye gidebilir. Beni kıskanıyor, yok yere huzursuzluk çıkarmak istiyor, diyebilir. Kayinvalidesi de aynı şekilde. Eşiyle konuşsa, korkularında haklı, şimdiye kadar farketmediği birşeyi farkedip, ilgi farklı alana gidebilir. O gün çaresizlikten ruhumun nasıl yorulduğunu anlatmam mümkün değil. Hatta bu olay beni günlerce meşgul etmişti.
Instagram takipçilerimden yardım amaçlı bir kaç yorum geldi.
Yorumlardan bir kaçı:
" Ben olsam uzak bir yere taşınırım hemen o zaman daha rahat eder bence."
" Ilk önce rabbim tez zamanda gönlünüze göre evlat verir insallah. Bu durumu içine kapatarak ve kendini hasta ederek çok büyük haksızlık etmişsin kendine bacım. Allahım sana dil vermiş akıl mantık vermiş. Seni rahatsız eden durumlara karşı sakın susma. Bu cana zulum etmeye senin bile hakkın yok. Rabbim bu canı emanet etmiş bize. Kıymet bilmek lazım. O kızın yaptığı terbiyesizlik gercekten. Eger güzel ve iyi niyetlilik yaramiyorsa inanki bana her seslenişinde ağzınin üstüne ellinin tersiyle bi Osmanlı tokatı çok güzel işe yarayacak ;) Allahim başka dert vermessin. Amin"
" Eltisini karsisina alip duzgunce konusmali ve biraz onlardan uzak durdurmali esini yasi kucukse zaten oyle cahillikleri olur esine guveniyorsa sorun yok cocuk icinde Allah a dua etmesi gerekiyor herseyi Rabbine birakirsa duzelecektir @almangelini"
" @almangelini hanimefendi aileye yakin ve kendisinin de guvendigi biriyle konusacak durumu anlatacak, aileye yakin olan bu kisinin yaninda elti abi konumundaki kaynina ismiyle hitap ettiginde o kisi ciddi ve acitici sekilde uyaracak, yada asagilayacak, yada guzel dille uyaracak. Yani aile disindan birinden uyarma konusunda yardim alinacak. Bence bu mantikli bir yol olur."
Bu son yorum o gün Ayşe'nin aklına yatmıştı. Kayınpederine giderek durumu izah etmeye çalışmış. Baba daha konuyu anlar anlamaz, farkındayım, demiş. Kimseye huzursuzluk vermemek için sesini çıkarmamış o zamana dek. Bizim ufak oğlanla konuşmanın zamanı geldi artık, demiş.
Gelen yorumlar, babanın desteği felan o gün kızcağıza baya iyi gelmişti. O akşam eşiyle yemeğe çıkıp, uzun zamandır ihmal ettikleri zamanı geçirmişler birbirleriyle. Eve döndüklerinde kimse yokmuş ortalarda. Eltisi 3 gün evinden çıkmamış. Fırsat bulup, kayınpederine sorduğunda, oğluyla o gece konuştuğunu söylemiş. Eltisi hala Kayınpederiyle konuşmuyormuş ama eşiyle de arası açıkmış. Sonradan ortaya çıkıyor ki, zaten eltinin eşiyle sorunu olduğu için, eltisine zarar vermeye çalışıyor.
Herkes hak ettiğini buluyor diyemeyeceğim. Arada o kadar suçsuz insanın canı yanıyor çünkü.
Bugün yeni bir mail geldi Ayşe'den. O maili okuduğumda yıkıldım resmen. Eltisi iki çocuğunu bırakıp, evli bir adamla çekip gitmiş. Evin halini bir görsen, evden cenaze çıkmış gibi, diyor yazık.
Hiç suçu olmadığı halde suçu kendinde arıyor. Ben sussaydım, kardeşimin yuvası yıkılmaz, o çocuklar annesiz kalmazdı diyor. Ona şunu söyledim "eğer sen kendin için bir çare aramasaydın, belki iki kardeşin birden yuvası yıkılacaktı Allah korusun. Evli bir adamla gitti diyorsun. Sonuçta eşinde seninle evli ve eltin eşine resmen cilve yapıyordu. Bu durumda sen yuva yıkmaktan öte, yuva kurtardın. O çocukları ben büyüttüm demiştin bana bir seferinde. Ateşli olduklarında, sabaha kadar ben bekliyorum başlarını, demiştin. Eğer size birşey olmuş olsaydı, o zaman o çocuklar annesiz kalacaktı. Doğurmakla anne olunmuyor malesef. Ya doğuştan annesindir, yada hiç anne olamazsın. Üzme tatlı canını. Elbet kayınında toparlayacak kendisini. Sen yuvanda mutlu olmana bak ve o çocukları mutlu etmeye. Onların sana çok ihtiyacı var şimdi.".
Malesef öyle bir devirde yaşıyoruzki, en çok darbeyi burdan alıyoruz. Ne aileler aile olabiliyor, ne evliliklerde huzur bırakılıyor. Herşeyden vazgeçmek bu kadar kolay olmamalı. Benim huzurumu yok, onuda olmasın düşüncesini yok etmeliyiz içimizden.
Neden bir başkasının acısını taa içimizde hissedemiyoruz? Neden bir diğerinin mutluluğuyla mutlu olamıyoruz?
Öyle kadınlar varki gözü doymuyor. Allahümme ecirna min şerrün nisa duası boşuna edilmemiş. Dilimizden düşürmemek lazım.
Burada, herşeyde biraz ben var. Hayatım, günlük hayatım, çocuklarım ve hayatımın en değerli diğer yarısı eşim. Kısacası, benim hikayem. Yaşadığım ve yaşayacaklarım la buradayım...
Montag, 15. September 2014
Sonntag, 14. September 2014
Montag, 25. August 2014
Bugünü keyf günü ilan etmiştik. Fakat, benim hazır oğlan boğaz ağrısıyla uyandı. Küçük hanımda hafif gripli. Bu durumda ne yapılır? Önce boğaz ağrısı için sıcak bir bitki çayı ile, küçük prense bakım yaptıktan sonra, Dolaptaki zencefillere müracaat edilir tabi :) 😉😊
Mucizevi iksir, zencefil suyu, bal ve limon. Emzikli annelere süt deposu (limon konusunda dikkatli olmakta fayda var). Bağışıklık Sistemini kuvvetlendirici ve metabolizmayı hızlandıran bir özelliği var. Ateşli yatan hastayı yarım saatte ayağa kaldırıyor. Iki yıl önce kızımda, geçen yıl ortanca oğlumda canlı canlı yaşadım ben bunu. Mutfak robotundan geçirdiğiniz, yada ince rende de rendelediğiniz ve suyunu elinizde, süzgeçten veya bir tülbentten sıkarak elde ettiğiniz taze zencefil suyunu, bir limonun suyunu ve bir tatlı kaşığı bal ile karıştırıp, yarım çay bardağı içiyorsunuz. Içtikten bir kaç dakika sonra vücudunuzun, özellikle başınızın bütün hücrelerinden sanki ateş çıkıyor gibi oluyor. Eğer hafif bir enfeksiyon sa yarım saat sonra dinçleşip ayağa kalkıyorsunuz. Yada ertesi güne birşeyiniz kalmıyor. Ve daha çabuk iyileşiryorsunuz.
Bugün de öyle oldu. Zencefil suyunu içen oğlum, yarım saate varmadan ayağa kalktı. Boğaz ağrısını daha birkaç gün çekebilir ama en azından kırgınlık kalmadı.
Eşim belirli aralıklarla devamlı içer. Bu ara acı metabolizmayı hızlandırdığı için, kilo verme amaçlı, bu karışımın içersine biraz acı katarak içiyor. Bunu yaparken baya dikkatli olmak lazım ama. Zencefil zaten acı. Iki farklı bir şekilde yakan acı bir araya gelince, felaket birşey ortaya çıktığı kesin.
Sonbahar başında, bağışıklık sistemini kuvvetlendirme amaçlı, hasta olmadan içilirse daha iyi tabii. Bir sefer yapmak yeterli gelmez. Sağlıklı ve huzurlu bir yaşam diliyorum :)
Mucizevi iksir, zencefil suyu, bal ve limon. Emzikli annelere süt deposu (limon konusunda dikkatli olmakta fayda var). Bağışıklık Sistemini kuvvetlendirici ve metabolizmayı hızlandıran bir özelliği var. Ateşli yatan hastayı yarım saatte ayağa kaldırıyor. Iki yıl önce kızımda, geçen yıl ortanca oğlumda canlı canlı yaşadım ben bunu. Mutfak robotundan geçirdiğiniz, yada ince rende de rendelediğiniz ve suyunu elinizde, süzgeçten veya bir tülbentten sıkarak elde ettiğiniz taze zencefil suyunu, bir limonun suyunu ve bir tatlı kaşığı bal ile karıştırıp, yarım çay bardağı içiyorsunuz. Içtikten bir kaç dakika sonra vücudunuzun, özellikle başınızın bütün hücrelerinden sanki ateş çıkıyor gibi oluyor. Eğer hafif bir enfeksiyon sa yarım saat sonra dinçleşip ayağa kalkıyorsunuz. Yada ertesi güne birşeyiniz kalmıyor. Ve daha çabuk iyileşiryorsunuz.
Bugün de öyle oldu. Zencefil suyunu içen oğlum, yarım saate varmadan ayağa kalktı. Boğaz ağrısını daha birkaç gün çekebilir ama en azından kırgınlık kalmadı.
Eşim belirli aralıklarla devamlı içer. Bu ara acı metabolizmayı hızlandırdığı için, kilo verme amaçlı, bu karışımın içersine biraz acı katarak içiyor. Bunu yaparken baya dikkatli olmak lazım ama. Zencefil zaten acı. Iki farklı bir şekilde yakan acı bir araya gelince, felaket birşey ortaya çıktığı kesin.
Sonbahar başında, bağışıklık sistemini kuvvetlendirme amaçlı, hasta olmadan içilirse daha iyi tabii. Bir sefer yapmak yeterli gelmez. Sağlıklı ve huzurlu bir yaşam diliyorum :)
Birazcık tatil :)
Bu sene çocuklar bizden ayrı tatil yapınca, bizimde böyle uzaklaşma imkanımız oldu. Hem aile ziyareti, hem eş dost görmek ve birazda tatil yapma amaçlı bir haftalık bir Karaorman tatili yapmış olduk.
Sadece o yeşilliğin içersinde bulunmak, hergün yürüyüşe çıkmak bile yeterli geliyor insana.
Offenburg'a her gidişimizde eşim, "bu sefer muhakkak Hohes Horn' a çıkmamız lazım" der ve bize birtürlü kısmet olmazdı. Bu gidişimizde kısmet oldu çok şükür.
Benim en çok hoşuma giden dağ yürüyüşümüz ve o dağın tepesinden kaldığımız köyü seyretmek oldu. Kayra kucağımızda, 547m yükseklikteki Hohes Horn adındaki tepeciğe, sırıl sıklam ve nefes nefese kalmış bir şekilde çıkmak eğlenceliydi. Yıllarca, koşu bisiklet ve gymnastik tarzı spor türü yapmış olmama güvenerek, eşim, "düz yoldanmı çıkalım, yoksa ağaçların arasından mı tırmanmak istersin" dediğinde, "tabiki tırmanalım" diye cevap verdiğime pişman olmadım, her ne kadar idmansız olsam da, yine öyle yorulmak baya güzeldi.
Ve dağın tepesinden, bulunduğumuz köyün görüntüsü....
Dağlar kızı Kayra'nın, Karaorman sefası :)
O an orada olmak çok güzeldi. Zaman durmuştu sanki....
Ara ara böyle kaçamaklar yapmak lazım. Senede bir sefer bile olsa...
Hakkımdaki 20 gerçek. ..
Hakkımdaki 20 gerçeği burdan da paylaşmak istedim.
•1) 36 yaşındayım ( yaşlanmışım yahu )
•2) 2. evliliğim ilk ve sonbaharım.
•3) 4 kendi evladımın, 2 hazır evladın annesiyim.
•4) bütün hayatım, Çocuklarım, eşim ve ailem.
•5) balkonum ve çiçeklerim yazmak, okumak, fotoğraf çekmek, araba kullanmak (büyük araba ve dizel motor tercihim) spor yapmak, keyf ve çay sofraları hazırlamak, beni ve ruhumu dinlendiren en çok sevdiğim meşguliyetlerim.
•6) bıraktığım izlemin aksine, çok çekingenim.
•7) ilk girdiğim ortamlarda, gergin ve burnu havada bir izlenim bırakmam, hep çekingenliğimin suçu.
•8) bana yapılan kötülüğü unutur, sık sık hayal kırıklığına uğrarım. Bu yüzden çok darbe alır, çok acı çekerim ve insanlara yinede güvenirim, çünkü herkesi kendim gibi düşünürüm.
•9) aşırı hassas, çok fazla iyimser, hemen affedici olmam hem iyi, hemde kötü yönüm.
•10)kendimi savunamayıp, yutmayı tercih ederken, çocuklarım ve aileme gelecek en ufak bir zararda Kaplan kesilir ve ömür boyu unutmam.
•11) kendimi konuşmaya kaptırdığım zaman, çok yüksek sesli konuşur, çevreye rahatsızlık veririm -_-
•12) kahve, yaşam iksirimdir. Günde 5-6 kupa içerim. (Şu an bebek nedeniyle sadece 1 kupa içiyorum)☕☕☕☕☕
•13 ) çaysız bir kahvaltı ve akşam yemek sonrası düşünemiyorum. Çayım, ince belli bardakta, şekersiz, kaşıksız ve tabaksız olmalı
•14) en büyük hayalim, eşim ve çocuklarımla, kocaman bir bahçesi, bahçesinde, çeşit çeşit çiçekler, ormanı ve gölü olan, mutfak tarafında bir Verandası, verandanın hemen ilerisinde bir salkım söğüt ve Kamelyası bulunan, her çocuğun kendine ait bir odası, odalarına ait banyo ve tuvaleti bulunması. Ilerde, eşleri ve çocuklarıyla geldiklerinde, rahat ve uzun kalabilmeleri...
•15) ara ara kabuğuma çekilir, dış dünyayla bağlarımı koparırım. (En nefret ettiğim huyum)
•16) çok çabuk karar verir, verdiğim karar yanlışsa, tek kendimi suçlar ve sonuna kadar arkasında dururum. Kararsızlıktan nefret ederim.
•17) bulunduğum durumdan memnun değilsem ve değiştiremiyorsam, uzatmadan kabullenir, bizim için böylesi hayr olduğunu düşünür ve iyi yönlerini görmeye çalışırım...
•18) hemen sinir olmam ama sinirli anımda herşeyi yıkabilir ve sonra çok pişman olurum.
•19) yemek yemeyi çok sevdiğim halde, bazen yemek yemeyi unuturum. Sonra günlerce iştahım kesilir.
•20) Dertleşemeyi bilemem ama dinlerim.
Ama beni tanımak ve paylaşımlarımın birçoğunu anlamak için, önce blogumdaki hikâyemi okuman gerekir .
www.almangelini.blogspot.de
Samstag, 23. August 2014
Mailand ekmekcikleri...
Mailand ekmekciklerinin tarifini vermeden önce belirtmeliyim ki, el emeği ve ev yapımı ekmeklerin, daha doğrusu, unlu ve mayalı mamullerin uzun zamana ihtiyacı oluyor. Uzun zamandır bu kadar lezzetli ve taze bir ekmek yediğimi hatırlamıyorum. Bu lezzet ve tad beni çocukluğumun lezzetlerine götürdü diyebilirim.
Bu hamurdan 6 tane emekcik çıkıyor. Dileyen malzemeleri ikiye katlayıp, 12 tane yapabilir. Normalde iki ekmekle bir kişi doyabilir. Bana bir tane yetti mesela.
Mailand emekcikleri:
Ön hamur:
150gr, Typ 550 buğday unu.
150gr. Su.
1gr yaş maya.
Bu malzemeleri bir gün önceden yoğurup, 12 saat ev ısısında beklemeye bırakmak gerekiyor.
(almanyada buğday unları böyle numaralı. Normal heryerde bulunan un numarası 405. Bu numaralar unun içersinde bulunan mineralleri belirliyor.)
Anahamur:
Ön hamur,
150gr Typ 550 un,
5g yaş maya,
5gr ekşi maya, (bizde hazır ekşi maya bulunmadığı için sadece 5gr yaş maya kullandık.)
3gr malt. (Biz malt yerine, bal kullandık)
7gr tuz.
15gr zeytinyağı.
Yapılışı:
Maya, ekşi maya ve maltı, ön hamuruyla birlikte yoğurup, sonra unu önce 5 dakika hamur makinasının en düşük aylarında, sonra 3 dakika 2. ayarda yoğurulur. Zeytinyağı yoğrulurken damla damla eklenmesi gerekiyor. Sonunda tuzu katıp, iki dakika, biraz hızlı bir ayarda devam yoğurmak gerekiyor. Hamurun kıvama geldiğini, yoğurduğunuz kaba yapışması geçince anlıyorsunuz.
Yoğurma işlemi bitince, yarım saat mayalanmaya bırakılıyor.
Yarım saat sonra hamur 6 tane 80gr parçalara ayrılıp, oval bezeler yapılarak, tekrar 10 dakika dinlenmeye bırakıyoruz.
Daha sonra, her bir bezeyi 50cm uzunluğunda, ince uzun, bir ucu üçgen olacak sekilde, oklavayla açılması gerekiyor. Hamurun sivri ucuna doğru yuvarlayarak kıvırıp üzeri örtülerek, 60 dakika daha dinlenmeye bırakılması lazım.
60 dakika sonra, keskin bir bıçak ucuyla ekmekciklerin üzeri uzunlamasına ve derin bir şekilde kesilerek, önceden ısıtılmış fırına 250°C den 230°C düşünülerek buharlı bir şekilde 20 dakika pişirilir. Fırının içersinde buhar elde etmek için, diğer bir tepsiye veya borcama su doldurularak, fırının altına yerleştirebilirsiniz.
Pişirildiği gün hazırlama süreci 3 saat.
Enerji ve malzeme tutarı :1,30€
♡ Afiyet olsun ♡
Dienstag, 19. August 2014
Kendimi dün üç kitapla mükafatlandırdım.
Bir müddettir kafam çok doluydu. Çocukluğumdan beri, geceli gündüzlü kitap okuyan, her gittiğim yere okuduğum kitapları hediye götüren ben, kitap okuyamaz olmuştum.
Benim birde bir adetim vardır. Hediye götürdüğüm kitapları parfümler, öyle götürürüm normalde. Kitap için özel kokular alırdım. Hayalim hep bir kitap yazmak ve kitabımın, selpak gibi, Yumoş kokusu gibi, yada hafif bir pudralı bir kokuya sahip olmasıydı.
Uzun bir aradan sonra, dün anneme giderken kitapçıya uğramadan geçemedim. Bu aralar, Kayra hep kucak isteyip, yumuşup oturduğumuz için, okuyup yazmaya zamanım oluyor. Kitap okumayı baya özlemişim.
Regalde, 'Papatya Kokulu Hikâyeler' i görünce, isim dikkatimi çekti. Kitabı elime alınca hoş bir koku aldım. Kitabı koklayınca, kokunun kitaptan geldiğini farkettim. Kitabın içinde, hayattan ders veren ufak ufak hikayeler var ve o hoş kokuyla birlikte güzel bir bütünlük sağlıyor. Kokulu kitaplardan 3 tane vardı. Ben sadece bir tanesini aldım, iki tanede ayrı kitap aldım. Her ay kendimi mükafatlandırarak, diğerlerinide almayı düşünüyorum.
Kitap okumak kadar güzel birşey yok. Insani bulunduğu yerden uzaklaştırıp, farklı alemlere götürüyor. İnsanın ufku genişliyor...
Koku allerjisi olanlar ve migren şikayeti olanlar kokulu kitaplarda biraz dikkatli olmalı. Kokular şikayetleri tetikleyebilir....
Bol kitaplı günler diliyorum :)
Bir müddettir kafam çok doluydu. Çocukluğumdan beri, geceli gündüzlü kitap okuyan, her gittiğim yere okuduğum kitapları hediye götüren ben, kitap okuyamaz olmuştum.
Benim birde bir adetim vardır. Hediye götürdüğüm kitapları parfümler, öyle götürürüm normalde. Kitap için özel kokular alırdım. Hayalim hep bir kitap yazmak ve kitabımın, selpak gibi, Yumoş kokusu gibi, yada hafif bir pudralı bir kokuya sahip olmasıydı.
Uzun bir aradan sonra, dün anneme giderken kitapçıya uğramadan geçemedim. Bu aralar, Kayra hep kucak isteyip, yumuşup oturduğumuz için, okuyup yazmaya zamanım oluyor. Kitap okumayı baya özlemişim.
Regalde, 'Papatya Kokulu Hikâyeler' i görünce, isim dikkatimi çekti. Kitabı elime alınca hoş bir koku aldım. Kitabı koklayınca, kokunun kitaptan geldiğini farkettim. Kitabın içinde, hayattan ders veren ufak ufak hikayeler var ve o hoş kokuyla birlikte güzel bir bütünlük sağlıyor. Kokulu kitaplardan 3 tane vardı. Ben sadece bir tanesini aldım, iki tanede ayrı kitap aldım. Her ay kendimi mükafatlandırarak, diğerlerinide almayı düşünüyorum.
Kitap okumak kadar güzel birşey yok. Insani bulunduğu yerden uzaklaştırıp, farklı alemlere götürüyor. İnsanın ufku genişliyor...
Koku allerjisi olanlar ve migren şikayeti olanlar kokulu kitaplarda biraz dikkatli olmalı. Kokular şikayetleri tetikleyebilir....
Bol kitaplı günler diliyorum :)
Abonnieren
Kommentare (Atom)



















