Donnerstag, 23. April 2015

Pratik ve lezzetli bir peynirli kurabiye..




Pratik ve lezzetli bir peynirli kurabiye..

Belki 12 yıldır yapmadım bu kurabiyeleri. Tarifini zamanında bizim büyük gelinden almıştım ve o dönem, maydanoz, susam, çörek otu veya keten tohumu kullanarak sık sık farklı şekillerde yapıyordum. Özellikle çocuklar küçükken, pratik, hızlı ve lezzetli bir değişiklik oluyor...

Malzemeler :

250 gr tereyağı(oda sıcaklığında)1  çay bardağı yoğurt (koyu kıvamlı)1 su abrdağı beyaz peynir(ekşi olmasın)1 yumurta beyazı4 su bardağı un ( kontrollü olarak)1 pk kabartma tozubiraz  tuz

Üzeri için :

1 yumurta sarısıSusam

Kurabiye Hazırlanışı :

Oda sıcaklığındaki tereyağı ve diğer malzemeler bir kapta iyice  sırasıyla karıştırılır.Ele yapışmayan bir kıvam alıncaya kadar un ekleyin ve yoğurun.Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlanır ve yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine yarleştirilir.Üzerlerine umurta sarısı sürülür ve susam serpilir.Önceden 180 derece ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişirilir.

 


Afiyet olsun.



Montag, 13. April 2015


"Bazen çocuklarımıza sözlerimizi geçirmek için ve onlara dinlettirmek için, onlara baskı uygular ve kendi komplekslerimizi onlara yansıtırız . Ben büyüyüğüm benim sözümü dinlemeli, benim dediğimi yapmalı. Çocukta ise oluşan durum öfke ,kendisini ifade edememiş olmak ve anlaşılmamış hissetmek." #anneçocukpsikolojisi

Malesef, bu durum evlatlar büyüyüp yetişkin olunca da değişmiyor. Baskı uygulanıp, kendi doğrularımızı dayattıkca çocuklarımıza çok daha ters ve kötü yöne gidebiliyor. Belki yanlışta ısrarın sebebi biz oluyoruz.


Donnerstag, 9. April 2015

Sürpriz! 🎉🎊 😊☺ ben yine grip oldum 💃


Kayra'nın doğumundan sonra sık sık gribe yakalanır oldum.

Malum, bebegimi hâlâ anne sütüyle beslediğim için, ilaç kullanamıyorum ve yaklaşık 4 aydır, kesinlikle ilaç kullanmamayı ve doğal yöntemlerle tedavi olmayı tercih ediyorum. Itiraf etmeliyim ki, en çok ağrı kesici almamakta zorlandım ve çok şiddetli baş ağrısı cektigim de 2-3 kez aldım ağrı kesici.

Yaklaşık, iki aydır karbonat kürünü uyguluyorum. Vücudumu asit ve kimyevi artık ve metallerden arındırmak için. Ve yine itiraf etmeliyim ki, bu kürü uygularken, şeker, tatlı ve yağlı gıdalardan vaz geçemedim. Bunları hayatımdan kısmen çıkarabilsem bile, çok büyük bir etkisi olacak aslında.

Gelelim şimdi benim gribten kurtulamayışıma. Eşimle yeni evlendiğimiz dönemlerde, kanserden tam olarak kurtulamadığım için, bünyem ve bağışıklık sistemim aşırı zayıftı. 2-3 haftaya bir hastalanıyordum. Burun spreyi en iyi arkadaşımdı. Şimdi ayırdık artık yollarımızı. Çünkü, burun zarım harap oldu ve tedavisi mümkün olmayan 5 cm uzunlukta derin bir yarayla dolanıyorum 2 yıldır. Şimdi burnumun en iyi arkadaşları, tuzlu su, zerdeçal, çinko kremi ve susam yağı. 

Konuyu dağıttım yine -_-

Neyse, o dönemlerde eşim bana manuka balından bahsetmişti. O zamanlar Okumuştum faydalarını, fakat hem maddi sıkıntı ve hem bir sürü ilaç tedavisi felan derken araya kaynadı gitti. Eşim de bir daha bahsetmedi zaten.
Kayra'nın doğumundan sonra sık sık grip olunca, bir instagram takipçim bana bu balın faydalarıyla alakalı bir mail attı. Biraz yazıştık, ona söz verdim hatta en yakın zaman da sipariş vereceğim diye ama iki ay üst üste başka masraflar çıkınca öylece kaldı gitti yine.

Iki hafta önce eşim yıllardır ilk sefer çetin bir gribe yakalandı. Ilaç kaçınılmaz oldu. Sinüzit ve solunum yolları felaket dolu. Balgamdan kurtulamıyor ve sık sık ateşleniyor. Hal böyle olunca bizimkinin aklına yine manuka balı düştü ve Sipariş verdi. 

Balımız nihayet dün geldi. Bende iki haftadır geceleri  mevsim değişikliği nedeniyle uyutmayan kuru bir öksürük var. Gece kalkıp, çörek otu yağı ve rezeneli bal içerek rahatlıyorum resmen. Bir veya iki saat idare ediyor, sonra tekrar yine başlıyor. Dün akşam ve yatmadan önce bir tatlı kaşığı manuka balı yedim. Boğazımdaki yanma ve gıcık birden kesildi Elhamhadulillah. 

Bakalım ilerki günler ne getirecek. Bu baldan beklentim çok yüksek. Sinüzitlerim öyle ağrıyor ki, yüzümün ağrısından duramıyorum resmen. Anbiotik etkisine güvenerek, gripten uzun vadeli kurulacağımızı ümid ediyorum.

Gelelim şimdi balın faydalarına:

Manuka balı nelere iyi gelir?



Sağlığa olan faydaları sebebiyle gittikçe daha popüler hale gelen Manuka balının faydaları…



Nasıl kullanılabilir?

Manuka balı bildiğimiz ballardan daha lezzetli ve daha faydalı bir bal olarak biliniyor.
Yeni Zelanda'ya özgü olan Manuka yaprakları, yerli halk Maoriler tarafından yüzyıllardır kullanılıyor. Bu yapraklarla hazırladıkların içeceğin ateşe, yaprakları ezerek hazırladıkları yağın da yaralara iyi geldiğine inanıyorlar.

Manuka, oldukça pahalı bir madde. Ancak manuka balının antibakteriyel özelliklerinin diğer ballara oranla çok daha fazla olduğu söyleniyor .

Antibakteriyel özellikleri diğer ballardan çok daha fazladır. Güneşe ve ısıya maruz bırakılsa veya seyreltilse de etkisi sabittir.

Mide ülserine neden olanlar başta olmak üzere yaraların enfekte olmasına neden olan bakterilere ve boğaz ağrısının sebebi bakterilere karşı çok etkilidir.

Yapılan araştırmalar yaraları iyileştirdiğini, cilt ülserlerine iyi geldiğini göstermiştir.
Antimikrobiyal ve antiviral özellikleriyle bilinir. Ayrıca bağışıklığı destekleyen antioksidanlar açısından da zengindir.

Bağırsak ve mide sorunlarına iyi gelir. Reflüyü azaltır ve sindirim sistemini iyileştirir.
Akne ve egzamaya karşı etkilidir. Pek çok kişi hastalıklı bölgeye balı uygulayıp bir müddet beklettikten sonra fayda gördüğünü söylemektedir.

Yanıklara karşı etkili olduğu, ağrıyı ve yanma hissini aldığı bilinmektedir.

Diş plaklarını %35 oranında azalttığı ve diş eti kanamalarına iyi geldiği kaydedilmiştir.
Alerji ve sinüzite karşı da etkileri bilinmektedir. Semptomları %60 oranında azalttığı görülmüştür.
Yüz maskesi olarak kullanıldığında güzelleştirir ve cildi canlandırır.

Uykusuzluk gibi sorunları olanların deri uykuya kolay geçmelerini sağladığı görülmüştür. Yatmadan önce süte katılarak içilebilir.

Enfeksiyon, ısırık ve kesikler için cilde sürülerek uygulanıyor.
Boğaz ağrıları ve sindirim sistemi için 1 kaşık yetiyor.

12 aylıktan küçük bebeklerde kullanılmamalıdır.
Diyabet rahatsızlığı olanlarda tehlikeli olabilir.
Manuka balının da çeşitleri bulunur. Ne tükettiğinize dikkat ediniz.
Bal alerjiniz varsa kesinlikle tüketmeyin.
Herhangi bir rahatsızlık için doktorunuz kontrolü haricinde kullanmamaya özen gösterin.

Dienstag, 7. April 2015

Kolay Ekmekcik Tarifi




Çocukların okul tatili olunca, söz verdiğim ekmekcik tarifi postunu dün  hazırlayamadım malesef. Bugüne kaldı. Bu kadar yoğunluk olacağını tahmin edemedim...

Neyse, gelelim kolay emekcik tarifine. 

Hamuru yoğurup, bekletmek ve pişirmekle birlikte 1,5 saat sürüyor. Sabah kalktığınızda hamurunuzu yoğurup, ekmekcikleri tepside mayalanmaya bırakarak, diğer hazırlıklara vakit ayırabilirsiniz mesela.

Hamuru için :
400gr un
240gr su
Bir çay kaşığı tuz
Bir paket kuru maya

Yapılışı:
Un, tuz ve mayayı bir kapta karıştırıp, üzerine suyu ilave ederek yoğuruyoruz. Yoğurma işlemi tamamlandıktan sonra hamuru 4 parçaya bölüp, oval bezeler şeklinde tepsiye yerleştirip, üzerine nemli bir bezle 1 saat oda sıcaklığında beklemeye bırakıyoruz.
Bir saat sonra, bezelerin üzerine bir fırçayla incecik su sürüyoruz ve soğuk fırına sürüp, ayrı bir kaba biraz su koyup, fırına onuda yerleştirdikten sonra  fırın ayarını 200°c, havalı fırın ayarını 180°c ye alarak, yarım saat pişirmeye bırakıyoruz.

Ben bu tarifin iki katını kullandım. Unu yarı yarıya tam buğday unu ve beyaz un karışımı olarak kullandım. Bezeleri keten tohumu ve susam karışımına beleyip öyle beklemeye bıraktım. 

Evde ekmek kokusu, huzuru çağrıştırıyor sanki.

Şimdiden kolay gelsin ve afiyet olsun





Samstag, 28. März 2015




Akıllı birisi, atına binmiş gidiyordu. Yol kenarında uyumakta olan birisinin de ağzına yılan kaçmak üzereydi. Atlı, yılanı ürkütüp kaçırmak ve adamı kurtarmak için atını koşturdu, fakat yetişemedi.
Tutup o adama kırbacıyla birkaç kere vurdu. Uyanan adam, dar­belerin acısıyla bir ağacın altına kadar kaçtı. Oraya bir hayli çürük elma dökülmüştü. Atlı:
- Bunları ye, diye emretti.
- Beyim, dedi adam, ben sana ne yaptım. Eğer bana hakikaten kastın varsa, vur kılıcı öldür. Sana çattığım saat ne uğursuzmuş. Ne mutlu senin yüzünü görmeyene. Dinsizler bile kimseye sebepsiz böyle yapmazlar.
Bir yandan da lanetler okuyor, beddua ediyordu:
- Ya Rabbi, cezasını sen ver, diyordu.
Atlı ise onu dövüyor: - Koş, diyordu.
Atlı adamı epeyce bir zaman koşturdu. Nihayet adamın safrası kabardı, yediklerini kusmaya başladı. Bu arada yılan da çıktı. Adam yılanı görünce atlının ayağına kapandı:
-  Sen bir rahmet meleğisin, dedi, ne mübarek saatmiş ki seni gördüm. Sen beni analar gibi ararken ben eşekler gibi kaçıyordum. Durumu biraz olsun bilseydim sana bu kadar kötü sözleri söyler miydim?! Sükut ederek kızgın göründün, hiçbir şey söylemeksizin kafama vurmaya başladın. Bağışla!
- Eğer ben biraz olsun sana hali çıtlatsaydım derhal ödün patlar­dı, içindeki yılanı bilseydin ne elma yiyebilir, ne koşabilir ne de kusabilirdin. Sen bana söverken ben gizlice, "Ya Rabbi, işimi kolaylaştır" diye dua ediyordum.
İşte bu, akıllının düşmanlığıdır. Akıllının düşmanlığı, ahmağın dostluğundan yeğdir, denilmiştir.



Derler ki, Almanya diye bir ülke varmış. Bu ülkenin Köln şehrinde 🌹 Gülsultan diye biri yaşarmış. Her sene, sonbaharın sonlarına doğru güllerine bakım yapar, onları kışa hazırlarmış. Yıllardır bunu izleyen Hünkar, "Gülsultana ancak sultan bir gül yakışır" deyu düşünüp, İran'dan,  İran'ın 1001 gece gülü veya kokusu olarak bilinen, Isparta güillerinin soyunun bu ısfahan güllerinden geldiği söylenilen, güllerden ısmarlamış. Ismarlamış ısmarlamasınada, sonrada ısmarladığını unutmuş. Çünkü üzerinden aylar geçmiş. Sonbaharın sisli bir öğlen vakt-i'nde tatar ağası koca bir paket bırakınca Gülsultan'nın ellerine, merak içersinde bunu acaba kim gönderdi deyu haber salmışlar ülkenin dört bir yanına, soruşturmuşlar günlerce. Sonun da Hünkar aklını başına devşirip, "Sultanım, bu güller senin için idü" deyince, karmaşa çözülmüş. Gülsultan da, yüzünde tatlı bir gülümseme ve baharda açacak olan güllerin hayaliyle başlamış bakıma. 
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
Gökten Üç gül düşmüş. 🌹 Biri Hünkarın başına, sultanı hep aşkla baksın ona deyu. 🌹 Biri sultanın başına, Hünkarı hep yanında olsun deyu. 🌹 Diğeri kızları Kayra sultanın başına, ömrü uzun, bahtı hep açık olsun deyu.



Derler ki, bu yıl Gülsultan biraz fazla sabırsızmış. Bahar mahmurluğununda vermiş olduğu ağırlıkla, dahada bir sabırsızlanırmış  Hünkarının hediye ettiği Isfahan güillerinin açması için 🌹🌹🌹. Oysa, bahar henüz girmiş ve havalar ısınmamış bile. Sultanının yüzündeki sıkıntıyı gören Hünkar, ellerindeki bir demet gülü uzatarak sultanına "senin kadar güzel değiller ve Isfahan güllerin kadar asil, hatta bunların kokusu bile yok ama senin güllerin açana dek bunlar senin yüreğini ferahlatsın, yüzünü güldürsün.". Bir an bir sevinç kaplamış sultanın yüreğini. Yüzüne bir gülümseme konuvermiş. Gözlerinde yıldızlar parlamış ve atılıvermiş Hünkarının boynuna....

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
Gökten Üç gül düşmüş. 🌹 Biri Hünkarın başına, sultanı hep aşkla baksın ona deyu. 🌹 Biri sultanın başına, Hünkarı hep yanında olsun deyu. 🌹 Diğeri kızları Kayra sultanın başına, ömrü uzun, bahtı hep açık olsun deyu.

Freitag, 27. März 2015

Her telden, eskiden yeniden....


Bahar gelmeden, bahar  yorgunluğu var üzerimde sanki...
Balkonumun, dolu dolu yeşillik halini özlüyorum. 11 yıldır, her sene bir farklı şekilde yesillenir balkonum. Çiçeklerle vakit geçirirken zamanın nasıl geçtiğini bilmem. Unuturum bütün olumsuzlukları. Unuturum sıkıntılarımı. Unuturum insanların kötülüklerini.
Çiçekler nankör değildir, değer bilirler. Bir o kadarda hassastırlar. Eğer biraz ihmal edersen onları, küserler. Eğer biraz anlıyorsan çiçek dilinden, acı çektiklerini bile hissedersin. Birazcık ilgi, en şuh halleriyle canlandırır onları...






























Bu aralar biraz fazla gezdim. Kayra, neşeli, güler yüzlü,  kalabalığı ve gezmeyi seven bir bebek. Ihmal ettiğim arkadaş ziyaretlerini gerçekleştirdim ve davetleri kabul edebilidim. Çokta iyi geldi. Bakalım, ne kadar sürdürebileceğiz bu koşturmacayı.







Bahar mahmurluğu var üzerimde, birde uzaklara özlem var içimde. Dağlar çağırıyor beni bu ara ama gidemiyorum. Bir çıksam İsviçre'nin, Alpler'in yada Norveç'in en yüksek dağlarına, birazcık olsun nefes alabilecekmişim gibi hissediyorum kendimi.
Ormanlar çağırıyor sanki. Toprağın kurumuş yapraklarla karışmış nem kokusunu bir cekebilsem ciğerimin en derinlerine. Rüzgarın ağaçlarla yaptığı söyleşiyi dinleyebilsem.... Belki en kısa zamanda mümkün olur, kim bilir.




Boş durmuyoruz tabi. Lokumun her türlüsünü ve kendi ürettiğimiz yeni türlerinin daha mükemmel, daha güzel yapma çabası içersindeyiz. Aldığımız olumlu ve olumsuz bütün tepkiler doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Birde çikolata deneyimimiz oldu. Tam isteğimiz sonucu elde edemedik henüz ama doğru yolda olduğumuzu gösterdi sonuç yine...








Bu aralar akşam çay keyflerini ve çay sofralarımı özler oldum. Malum, Kayra ufak ufak ayaklandı. Masada ne varsa iniyor artık yere. Nevale tehlike içeriyor ve çayımızı uça kaça içiyoruz. En büyük zevki, şekersiz çayı hörpleterek içip, ağzını şapıdatarak derin, haaaaa, diye nefes almak. Evet, evet doğru okudunuz. Kayra ve çay. O yüzden çay içmek büyük bir atraksiyon oluyor bizde.








Allahtan, böyle güzellikler oluyor hayatımda. Bazen insan ne kadar şanslı olduğu unutabiliyor zira.



Kayra her gün birazcık daha büyüyor. Çabuk geçiyor zaman. Çok hızlı. Çok sinsi. Her gün yeni birşeyler öğreniyor... Onunla birlikte endişelerim ve korkularımda büyüyor.
Dünya herzaman kirliydi zaten. Değişen birşey yok. Zalimler yine var. Bitmeyen hırslar, haksızlıklar. Insanlar yine aynı kıskanç, yine aynı doyumsuz. Herkes, en iyisi bende olsun çabasında ve bana dokunmayan yılan, sonsuz yaşasın derdinde. Aileler yine kopuk ve çıkar derdinde. Yine kimse kirasız kilim ucu tutmuyor. Işte böyle bir dünyada, haram yemeyen, harama bulaşmaktan korkan, nasıl bencil olmayan, yardımsever, hak yemeyen, kardeşinin canı yansa, yüreğinde hissedecek evlatlar yetiştirebilirim endişesi benimkisi.